| |
Herkesin, gerek kendisi gerek ailesi için yiyecek,
giyim, konut, tıbbi bakım ve gerekli sosyal hizmetler de
dahil olmak üzere, sağlık ve refahını sağlayacak uygun
bir yaşam düzeyine ve işsizlik, hastalık, sakatlık,
dulluk, yaşlılık veya geçim olanaklarından kendi iradesi
dışında yoksun bırakacak başka durumlarda güvenliğe
hakkı vardır. Md:25
İnsan
Hakları Evrensel Bidirisi.
İNSAN
HAKLARININ TARİHSEL GELİŞİMİ:
İnsan
Hakları disiplini,felsefi kökleri çok daha eskilere
gitmekle beraber, asıl on yedinci ve on sekizinci
yüzyıllar içinde gelişen ve insan hakları doktrini
olarak adlandırılan bu düşünce akımı, insanların sırf
insan olmak sıfatıyla doğuştan birtakım dokunulmaz,
devredilmez, vazgeçilmez haklara sahip oldukları
görüşünü yaymaya çalışıyordu. O zamana kadar sınırsız
olan devlet gücünü sınırlandırmayı ve insanları baskıdan
korumayı amaçlayan bu doktrine göre devlet, kendi
yarattığı hukuktan önce varolan doğal hukukla bağlıydı
ve insanların bu hukuktan kaynaklanan doğal haklarına
saygı göstermek zorundaydı. Giderek güçlenen ve
yaygınlaşan bu inanç, on sekizinci yüzyılın sonlarına
doğru yayımlanan Amerikan Haklar Bildirileri ve 1789
Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Evrensel Bildirisi ile
ilk resmi açıklamalarına kavuştu. insan hakları
düşüncesi, toplumsal ve siyasal devrimler ile doğal
haklar görüşünün topluma yansıması ve yeni düzenler
kurulmasından sonra, daha çok bireycilik akımı
çerçevesinde gelişmeler göstermiştir Ve süreç
diyalektiği içinde insan haklarının kendi dinamiği
yöneliminde anlam ve içerik bütünlüğü gözetilerek;
adalet, eşitlik, özgürlük, güvence, direnme boyutları
dikkate alınarak kategorileştirilmesine de gerek
duyulmuştur. Bu kategorilerden Birinci Kuşak Haklar
olarak tarif edilen hakların oluşum dinamiklerini 17. ve
18. yüzyıl sosyal felsefesinde buluruz. Özellikle
ticaret burjuvazisinin etkisi, Amerikan Bağımsızlık
Hareketi, Fransız Devriminin getirdikleri, bu hakların
oluşumunda belirleyici olmuştur. Bu haklara göre bireyin
devlet karşısında dokunulmaz özel alanı vardır. Devlet
bu alanı güvence altına alır: yaşama hakkı, düşünce
özgürlüğü, ibadet özgürlüğü, konut dokunulmazlığı,
mülkiyet hakkı, eşitlik hakkı, tarafsız yargılanma
hakkı, seçme-seçilme hakkı gibi haklar bu kategoride
gösterilir.
İkinci Kuşak Haklar,
19.yüzyılda başlayan, devletlerin daha çok sosyal
sorumluklarına gönderme yapan haklarıdır. Bu haklar
devletin vatandaşa hizmet sunma görevleriyle
ilintilidir: sosyal güvenlik hakkı, eğitim hakkı,
sağlık, beslenme, kültür, çalışma hakkı gibi haklar
ikinci kuşak haklar kısmına dahil edilir.
Üçüncü Kuşak Haklar olarak
anlamlandırılan haklar ise dayanışma ve katılım
kavramlarında anlam bulur. Bu kuşak haklar kategorisinde
aktivist bir yönelim vardır: Bu grup içinde çevre,
barış, gelişme, katılım, seçilme, kültürel mirası koruma
haklarını sayabiliriz. Kuşkusuz bu hakların bir bütün
olarak anlam bulması demokratik bir devlet yapılanması
içinde mümkündür. Hukuk üstünlüğüne dayalı demokratik
devlet yapısı insan haklarının gelişimi için de yaşamsal
bir öneme sahiptir.
10 Aralık 1948 yılında
Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca kabul edilen İnsan
Hakları Evrensel Bildirisi insanlığa ne getirdi? Bu 30
maddelik bildiri değer olarak, kaplam olarak, yönelim
olarak insanlık ailesine yukarıda da kısaca bahsedildiği
gibi: Kişi hak ve temel özgürlüklerini ki medeni ve
siyasi haklar olarak da kavramsallaştırılan bu alan
negatif haklar biçiminde, sosyo-ekonomik ve
sosyo-kültürel haklar ki pozitif haklar şeklinde, 28
maddede belirtilen denetim ve düzenleme hakları olarak
ifade edilenler ise kollektif haklar biçiminde
özetlenecek haklar getirmiştir. Ayrıca İnsan Hakları
Bildirisiyle, insanlar arasındaki fiziksel ve ahlaksal
farklılığa rağmen, insanlara insan olarak onur ve değer
bahşedilmiştir. İnsan olarak onlara bahşedilen onur ve
değer, bütün insanlara bazı temel hak ve özgürlüklere
hak kazandırır. Bu hak ve özgürlükler bütün insanların
benzer gereksinmeleri olduğu düşüncesinden kaynaklanır.
Ünlü Fransız hukukçusu Rene
Cassin tarafından büyük çoğunluğu kaleme alınan bildiri
yine aynı yazar tarafından Birleşmiş Milletler
Antlaşmasının bir uzantısı olarak değerlendirilmiştir.
Evet kuramsal-yasal temelleri böylece atılan insan
hakları dünya insanlık ailesine zamanla; kontrol
altında, aşamalı olarak gerçekleştirilecek hakların yanı
sıra bir bağlayıcılığı da getirmiştir. Şu da bilinen bir
gerçektir ki insan hakları bildirisi uygulamada bazı
çelişkilerle de yüz yüze kalmıştır. Sözleşme dünyanın
değişik ulusları tarafından imzalanmıştır. Ancak
dünyanın kimi ulusları bu evrensel bildiriyi iç hukuk
normu haline getirme aşamasında yetersiz kalmıştır. Bu
durum ise uluslararası bağlayıcılıkla bir oranda
giderilmeye çalışılmıştır. Kuşkusuz insan hakları içerik
olarak bir bütündür bu bütün parçalara ayrılmaz
denmektedir. Hakları kullanmak bir diğer hakkın uygulana
bilmesiyle ilişkilidir. Ekonomik-sosyal hakların
uygulanabilirliği medeni ve siyasi hakların yeterli bir
şekilde yaşanması için uygun koşulları yaratır.
|
|