Ali arkadaş Gaziler 4. dönem ara toplantısı açılış konuşması
 

 
 

           

Öncelikle şehit arkadaşların şahsında ve yaşayan şehit gazi arkadaşları, zindanlarda direnen yoldaşlarımızı ve dağlarda özgürlük savaşçılığını sürdüren yoldaşlarımızı saygıyla selamlıyorum. Gazi arkadaşların toplantısında başarılar diliyorum.

Toplantınız çok önemli ve tarihi bir süreçte gerçekleştiriliyor. Bunun anlam ve önemini de dile getirmek gerekiyor. Yapılan her toplantıda öncelikli olarak dile getirilen, o toplantının anlam ve önemine ilişkindir. Bu bir klişe ya da tekrar değildir, gerçekliktir. Öte yandan devrimimizde her gün önemli ve anlamlıdır. Her geçen gün diğer günlere göre daha tarihidir. Bunun anlamı da devrimimizin özelliklerinden kaynaklıdır. Önderlik de bu süreci “bıçak sırtında” bir süreç olarak görüşme notunda adlandırmıştı. Yani kazanmak da mümkündür, kaybetmek de. Böyle bakıldığı zaman kritik bir süreç olarak adlandırabiliriz. Esas olarak sürecin kritik olma anlamı şansın da, tehlikenin de gelişebileceği bir süreç olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun için de iyi takip edip, ona göre kendimizi hazırlamalıyız. Bunun için de, bu kritik süreç kazanmak için iyi bir şanstır. Devrimimizin her gününün anlamı da gerçekte budur. Bu kadar kapsamlı bir düşman karşısında ve kritik süreç karşısında hiç birimizin kendini gevşetme, çalışmaları aksatma hakkı yoktur. Çünkü Kürdistan’da yürütülen direniş sonucunda 9 yoldaşımız büyük kahramanlıklarla direnerek şehit düşmüştür, bu bir gerçekliktir.

            4. dönemde başarının sağlanması şehit düşen yoldaşların bizlere emrettiği gibi fedaice bir direnişle mümkündür. Aynı zamanda bu direnişi zafere götürecek ruh APO’cu militan duruştur. Militan ölçüler geliştikçe mücadelemiz de gelişmektedir. Yaşam karşısındaki devrimci sorumluluklar her zamankinden daha önemli bir noktadadır. İçte ve dıştaki mücadelemizde bizler her zaman yaşamda kazandık. Önderliğin “NASIL YAŞAMALI” sorusuna verilecek cevap nasıl olmalıdır, Ben kimim, yaşamım nasıl sorularına anlam verilmezse ve doğru cevaplanmazsa, kişi kendisini doğru çözümleyemez, doğru bir yaşam yürütemez, sahip çıkamaz ve buradan bir başarı sağlanamaz.

            Başarının sırrı da tabi ki süreci iyi anlamaktan geçmektedir. 1 Haziran hamlesinden eylemsizlik sürecine kadar düşmanı zorlayacak bir süreci yürüttük. Gelinen noktada ise bizler yeni

bir süreç başlattık, eylemsizlik süreci… Tabi biz bu kararı bir anda almadık. Bir temeli vardı. Sorunun demokratik çözüm yollarını aralayacak bir adımdı. Bizler hareket olarak yine üzerimize düşeni yaptık. Buna karşın hükümetin bazı adımlar atmasını beklerdik. Fakat görülüyor ki ne devlet ne de AKP hükümeti bu noktada bir proje sahibi değil. Tabi bizim eylemsizlik kararının kalıcı demokratik bir çözüme ulaşması için sunduğumuz, devletin sorumlulukla yaklaşması gerektiği bir yol haritası vardı. Buna ilişkin herhangi bir cevap henüz verilmiş değildir. Eğer süreç hükümet tarafından bu şekilde sessizlik içinde devam ederse, hem Önderlik hem de hareketimiz sorumluluğun kendilerine ait olacağını da belirtmişti. Eğer diyalog yoluyla çözüm için uzatılan el tutulmazsa hareketimizin ve halkımızın kendi çözümü 4.dönem Halk savunması, halkın özgürlüğü ve Önderliğin özgürlüğü hamlesidir. 4. dönemin hedefi budur. 91-92 serhildanları gibi topyekun olarak halkın katılımı olmalı. Düşman bilmeli ki kendisi için tehlike vardır. Bu gerçekliği kavratmalıyız.  Bu sürecin adı “DEVRİM” dir ve örgüt yönetimini de kendisini Devrim Yönetimi olarak görecek, buna göre mücadele edecek. Bunun için diplomatik, örgütsel çalışmalarda ve yaşamda herkes kendisini “Devrim” süreci olarak hazırlamalıdır. Bu iki-iki buçuk aylık süreç içerisinde etkili bir taktik yürütüldü tabi. Adeta bu süreç karşısında düşman sarsıldı. Bunu kendi konuşmalarında da itiraf ediyorlardı. Yeni taktik karşısında direnemediler, bir şey yapamadılar, inisiyatifsiz kaldılar. Önderlik için de işte “Abdullah Öcalan bir şey diyor halk serhildana kalkıyor” diyorlardı. İnisiyatifin Önderliğin elinde olduğunu, gündemi Önderliğin belirlediği yazıldı, söylendi. Psikolojik, moral olarak süreç lehimizeydi. Çözüm için yine bazı şeyler tartışıldı. Bu sürecin hem Kürdistan’da hem de Kürdistan dışında tesiri çoktu. Aydınlar, demokratlar, Kürt yurtseverleri ve Kürt aydınları tarafından birçok şey tartışıldı. Yine hem gizli hem de açık çağrılar vardı hareketimize. Hareketin eylemsizlik süreci başlatması için çözüm ve barış için büyük bir temel sağlanması açısından adımlar atılması yönünde Önderlikle de bazı görüşmeler olmuştu, bu da açıklandı zaten. Önderlikle görüşme yapanların şahsiyetleri, kimlikleri önemli değildir. Fakat bilmeliyiz ki devlet adına gidilmiş. Bir kere de değil, birçok kez Önderlikle görüşmeler oldu. Fakat buna da anlam verilebilir. Arkadaşlar hatırlarsa komplo sürecinde Önderliğin fotoğraflarını ellerine alıp idam ipini ellerinde sallıyorlardı. Bizler o süreçlerden bu süreçlere geldik. Önderlikle görüşme yaptılar ve birlikte adımlar atmalıyız denilmiş. Eski yaklaşımlarla bu sorunun çözülmeyeceğini dile getirmişlerdir. Önderlik de bunların hepsini değerlendirdi. İçerden, dışarıdan hareketimize karşı eylemsizlik kararı alınması karşısında biz hayır diyemezdik. Önderlik de bir çağrı olarak karar alınmasını istedi. Önderlik hükümete bir şans vermek istedi. Önderliğin çağrısı karşısında biz de bu kararı yerine getirdik. Buna göre de 13 Ağustos günü karar alındı ve açıklandı. 20 Eylül’e kadar eylemsizlik süreci başlatıldı.

Fakat süreç doludur tabi, sıcaktır. Bir taraftan AKP referandumu var, bu referandumdan sonra Türkiye’nin gündemi değişiyor. Kabul etseler de etmeseler de AKP tarafından bir şeyler kaybediliyor. Artık yeni bir şey ortaya çıkıyor. Yine seçimlerin Türkiye gündemine gelme olasılığı var. Bunların hepsini değerlendirip, tartışarak kendimizi hazırlamalıyız ve ona göre taktik belirlemeliyiz. Anayasal olarak 2 şey önemliydi. Birincisi boykot etmek bizim kararımızdır, sonuna kadar kararımızı yerine getireceğiz, kararımız nettir “BOYKOT”… “Evet” veya “hayır” demek onların politikalarını kabul etmek demektir. Bu anayasada BİZ’e ait olan bir şey yok, bir şey söylemeye de gerek yok, sandığa gitmeye de gerek yok. Bu yüzden de boykot kararı yerindedir, halk da bu karara bağlıdır.  Bu noktada sonuç alınacağına inanıyorum.

Yukarıda belirttiğimiz gündemler hareketimiz açısından günü gününe değerlendiriliyor. Ve önümüzdeki süreç Demokratik Özerkliğin yoğunca gündemimizde olacağı bir süreçtir. Bu görevlerin tam olarak yerine getirilmesi açısından gazi arkadaşların hareketimiz içerisindeki öncü rolün 4. Döneme göre yaratılması açısından gaziler ara dönem toplantısı hayati bir önemdedir. Burada tartışılıp karar altına alınacak her karar Önderliğin Özgürlüğü hamlesine en temel gücü sağlayacaktır.   

Bunun için de Önderliğin “gazi yaşayan şehitlerdir” sözü omuzlarımıza tonlarca yük bindirmesi gibi ağır bir sorumluluktur. Burada bir onur var, bir şeref var. Tabi bununla birlikte ağır bir yük de var. Yaşamda, duruşta, çalışmada, yürüyüşte, her şeyde bir özellik var demektir. Bize göre ya da herkese göre değil, şehitlere göre… İdeolojik, ahlaki, siyasi ve partileşme hususlarında temsil edilmeli. Nasıl ki “şehitlerin önünde eğiliyoruz” diyoruz, bu yaşayan şehitler için de geçerlidir. Arkadaşlar o gözle kendilerine bakmalıdır. Önderlik savunmalarında “kendini bil” diyor, yani kendini tanımak… Gazi arkadaşların da kendilerini tanımaları gerekir. Yani “ben kimim” sorusunu kendilerine sormalıdırlar. Hareket hangi gözle bakıyor, hareketin umutları nelerdir, Önderlik hangi gözle bize bakıyor? Kendinizi tanıyın… Haki yoldaş şehit düştüğü zaman Önderlik “davamızda kan döküldü, davamızın bir anlamı var. Kan akıtıldığına göre bizler bir sorumluluğun altına girdik. Geriye adım atmak mümkün değildir. Çünkü bir kere kan döküldü ve nasıl ileri adım atacağız” demiştir. Sadece bir şehit arkadaş için yaklaşım budur yani. Diyebiliriz ki şehitler hareketiyiz. Şehitler devrimidir. Eğer bir halk özgürlüğü ve bağımsızlığı için şehadeti ve gaziliği göz önünde bulundurmasa, eğer bu bilinçte değilse, bu cesarete sahip değilse, devrimi gerçekleştiremez. Cesaret, bilinç ve kararlılık önemlidir. Ülke tarihimizde ilk defa bilinçli, cesaretli ve kararlı olarak bu kadar şehit verilmiştir ve savaş gazilerimiz vardır. Bundan hareketin ne kadar büyük olduğu sonucu çıkartılabilir. Binlerce insan şehit düştü, binlercesi de gazi oldu. Tüm bunların karşısında hepimiz ve gazilerimiz büyük bir yükün altındayız. Yani bu yükü yere atma gibi şansımız yoktur, bu ihanettir. Bu yükün altında ezilme şansımız yoktur, bu zafiyettir. Ve geriye adım atma şansımız da yoktur, bu da kabul edilemez. Sadece bir yol var, sadece bir çare var, tarihin bizlere verdiği yükü kararlı, bilinçli, cesaretli bir şekilde yürümektir. Başka şansımız yoktur. Binlerce yoldaşımızın dökülen kanı karşısında sorumluyuz.  Bunun karşısında 2-3 kat daha fazla çalışarak ve daha güçlü devrimde rol alarak şehitlere karşı olan borcumuzu ödeyebiliriz. Eğer böyle olmazsa her zaman borçlu oluruz. Devrimimiz şehitlerimizle ve gazilerimizle tanınıyor tabi. Kahramansız, şehitsiz, gazisiz kim, neden bize inanacaktı ki? Demek ki fedai bir ruh var burada. Demek ki bazı şeylerden feragat eden bir ruh var. İnanç da buradan geliyor. Eğer kadro halka cesaret veriyorsa ona inanç veriyorsa bu gerçekten kaynaklıdır. Tarihteki devrimlere, inançlara, dinlere bakın bizim gibi bir örnek yoktur. Neden? Çünkü örgütü her bir kadro ve yöneticisi fedaidir. Yaşamda bizlere ait hiçbir şey yoktur. Bize ait olan tek şey üzerimizde olan bu elbisedir. Bundan başka bir şey yoktur. Bu yüzden de fedai bir harekettir. Bu gerçekliğimize göre de tarihte hiçbir hareket yoktur. Onların özel yaşamları vardır. Hareketimiz bu noktada farklıdır.  Bizim hareketimizde her zaman maneviyat ön plandadır. Önderliğin 40 dönüm arazisi vardı, Önderlik onu da halka vererek, halk bahçesi yaptı. Dediğim gibi bu manevi değerlerden başka hiçbir şeyimiz yoktur. Gelişme de bu şekilde oluyor, fedakarlık ve fedailik de bu şekilde yaratılıyor. Eğer böyle olmasaydı birçok kişi bu kadar fedakarlık yapamazdı. Bu da bizim ideolojimizden, gerçekliğimizden, ahlakımızdan ve yaşamımızdan temellerini alıyor. Biz bu gerçekliklerle kazanacağımıza inanıyoruz. Dilgeş arkadaşı arkadaşlar tanıyor. Sanıyorum ayağı yoktu. O gazi bir arkadaştı. Arkadaşların dediğine göre çok fazla ısrar ederek, savaşa gitmek istiyordu.  Olması gereken ruh budur. Bu örnek bir duruştur. Yılmaz arkadaş kanser hastasıydı. Bunu bilmesine rağmen ve günbegün şehit düşeceğini bilmesine rağmen gözlerinde yaşam vardı, PKK ruhu vardı, O PKK için vardı. Bunlar bizim için örnektir. Bu hareketin değerlerine, ilkelerine, yaşamına en çok sahip çıkmaları gerekenler bir parçasını verenlerdir, herkesten önce o demelidir “bu benim hareketimdir”, çünkü bedel ödemiş. Şunun iyi bilinmesi gerekir, gazi olunabilir, fakat zihniyette bir savaş devam ediyor. Bilimsel bir savaştır yani. Gerçeklik-yalan, gelişme-gerileme, bilinç-bilgisizlik savaşımı, çelişkisi insan bedeninde her zaman vardır, eğer gazi olsa da vardır.

             

            Gazi arkadaşların Parti ve kadro ilkelerini yükseltmeleri gerekiyor. Bu başta gazi arkadaşların görevidir. Bu hem gazi arkadaşlara layıktır, hem de görevleridir. Ve herkes bu şekilde bilmelidir. Bu tesiri her gazi arkadaşın yaratması gerekir.

            İdeolojik ve ahlaki olarak da yine kendini yetiştirme ve derinleşme yaratılmalı. Parti gerçeği, yeni paradigma gerçeği ve Önderlik gerçeğini anlamak ve kavratmak ve temsil etmesi gerekenler yine gazi arkadaşlardır. Her arkadaşın bir eğitim uzmanı olması gerekir ve kendini eğitmelidir.

            Önderliğin de “bir ayağınız yoksa iki ayakla çalışın, bir gözünüz yoksa iki gözünüzle çalışın” değerlendirmesine göre yaklaşılmalı. İnanıyorum ki bu süreçte bu toplantı sonuç alacak. Belirttiğimiz gibi her yönüyle süreç, devrim sürecidir. Ve çok da uzak değildir. Önümüzdeki süreçte o iddia ve kararlılık görülecektir. Tarihi süreç karşısında tarihi sorumluluklar yerine getirilmeli. Toplantıdan sonra da her arkadaş bu iddia, öz, bilinç, kararlılık, coşku ile nereye giderse doğru temsil edeceklerdir. Toplantınıza ve tek, tek arkadaşlara başarılar diliyorum.

ALİ ARKADAŞ

 

 

 

 


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com