| |
Öncelikle
şehit arkadaşların şahsında ve yaşayan şehit gazi
arkadaşları, zindanlarda direnen yoldaşlarımızı ve
dağlarda özgürlük savaşçılığını sürdüren yoldaşlarımızı
saygıyla selamlıyorum. Gazi arkadaşların toplantısında
başarılar diliyorum.
Toplantınız çok önemli
ve tarihi bir süreçte gerçekleştiriliyor. Bunun anlam ve
önemini de dile getirmek gerekiyor. Yapılan her
toplantıda öncelikli olarak dile getirilen, o
toplantının anlam ve önemine ilişkindir. Bu bir klişe ya
da tekrar değildir, gerçekliktir. Öte yandan
devrimimizde her gün önemli ve anlamlıdır. Her geçen gün
diğer günlere göre daha tarihidir. Bunun anlamı da
devrimimizin özelliklerinden kaynaklıdır. Önderlik de bu
süreci bıçak sırtında bir süreç olarak görüşme notunda
adlandırmıştı. Yani kazanmak da mümkündür, kaybetmek de.
Böyle bakıldığı zaman kritik bir süreç olarak
adlandırabiliriz. Esas olarak sürecin kritik olma anlamı
şansın da, tehlikenin de gelişebileceği bir süreç
olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun için de iyi takip
edip, ona göre kendimizi hazırlamalıyız. Bunun için de,
bu kritik süreç kazanmak için iyi bir şanstır.
Devrimimizin her gününün anlamı da gerçekte budur. Bu
kadar kapsamlı bir düşman karşısında ve kritik süreç
karşısında hiç birimizin kendini gevşetme, çalışmaları
aksatma hakkı yoktur. Çünkü Kürdistanda yürütülen
direniş sonucunda 9 yoldaşımız büyük kahramanlıklarla
direnerek şehit düşmüştür, bu bir gerçekliktir.
4. dönemde
başarının sağlanması şehit düşen yoldaşların bizlere
emrettiği gibi fedaice bir direnişle mümkündür. Aynı
zamanda bu direnişi zafere götürecek ruh APOcu militan
duruştur. Militan ölçüler geliştikçe mücadelemiz de
gelişmektedir. Yaşam karşısındaki devrimci sorumluluklar
her zamankinden daha önemli bir noktadadır. İçte ve
dıştaki mücadelemizde bizler her zaman yaşamda kazandık.
Önderliğin NASIL YAŞAMALI sorusuna verilecek cevap
nasıl olmalıdır, Ben kimim, yaşamım nasıl sorularına
anlam verilmezse ve doğru cevaplanmazsa, kişi kendisini
doğru çözümleyemez, doğru bir yaşam yürütemez, sahip
çıkamaz ve buradan bir başarı sağlanamaz.
Başarının
sırrı da tabi ki süreci iyi anlamaktan geçmektedir. 1
Haziran hamlesinden eylemsizlik sürecine kadar düşmanı
zorlayacak bir süreci yürüttük. Gelinen noktada ise
bizler yeni
bir süreç başlattık,
eylemsizlik süreci
Tabi biz bu kararı bir anda almadık.
Bir temeli vardı. Sorunun demokratik çözüm yollarını
aralayacak bir adımdı. Bizler hareket olarak yine
üzerimize düşeni yaptık. Buna karşın hükümetin bazı
adımlar atmasını beklerdik. Fakat görülüyor ki ne devlet
ne de AKP hükümeti bu noktada bir proje sahibi değil.
Tabi bizim eylemsizlik kararının kalıcı demokratik bir
çözüme ulaşması için sunduğumuz, devletin sorumlulukla
yaklaşması gerektiği bir yol haritası vardı. Buna
ilişkin herhangi bir cevap henüz verilmiş değildir. Eğer
süreç hükümet tarafından bu şekilde sessizlik içinde
devam ederse, hem Önderlik hem de hareketimiz
sorumluluğun kendilerine ait olacağını da belirtmişti.
Eğer diyalog yoluyla çözüm için uzatılan el tutulmazsa
hareketimizin ve halkımızın kendi çözümü 4.dönem Halk
savunması, halkın özgürlüğü ve Önderliğin özgürlüğü
hamlesidir. 4. dönemin hedefi budur. 91-92 serhildanları
gibi topyekun olarak halkın katılımı olmalı. Düşman
bilmeli ki kendisi için tehlike vardır. Bu gerçekliği
kavratmalıyız. Bu sürecin adı DEVRİM dir ve örgüt
yönetimini de kendisini Devrim Yönetimi olarak görecek,
buna göre mücadele edecek. Bunun için diplomatik,
örgütsel çalışmalarda ve yaşamda herkes kendisini
Devrim süreci olarak hazırlamalıdır. Bu iki-iki buçuk
aylık süreç içerisinde etkili bir taktik yürütüldü tabi.
Adeta bu süreç karşısında düşman sarsıldı. Bunu kendi
konuşmalarında da itiraf ediyorlardı. Yeni taktik
karşısında direnemediler, bir şey yapamadılar,
inisiyatifsiz kaldılar. Önderlik için de işte Abdullah
Öcalan bir şey diyor halk serhildana kalkıyor
diyorlardı. İnisiyatifin Önderliğin elinde olduğunu,
gündemi Önderliğin belirlediği yazıldı, söylendi.
Psikolojik, moral olarak süreç lehimizeydi. Çözüm için
yine bazı şeyler tartışıldı. Bu sürecin hem Kürdistanda
hem de Kürdistan dışında tesiri çoktu. Aydınlar,
demokratlar, Kürt yurtseverleri ve Kürt aydınları
tarafından birçok şey tartışıldı. Yine hem gizli hem de
açık çağrılar vardı hareketimize. Hareketin eylemsizlik
süreci başlatması için çözüm ve barış için büyük bir
temel sağlanması açısından adımlar atılması yönünde
Önderlikle de bazı görüşmeler olmuştu, bu da açıklandı
zaten. Önderlikle görüşme yapanların şahsiyetleri,
kimlikleri önemli değildir. Fakat bilmeliyiz ki devlet
adına gidilmiş. Bir kere de değil, birçok kez Önderlikle
görüşmeler oldu. Fakat buna da anlam verilebilir.
Arkadaşlar hatırlarsa komplo sürecinde Önderliğin
fotoğraflarını ellerine alıp idam ipini ellerinde
sallıyorlardı. Bizler o süreçlerden bu süreçlere geldik.
Önderlikle görüşme yaptılar ve birlikte adımlar
atmalıyız denilmiş. Eski yaklaşımlarla bu sorunun
çözülmeyeceğini dile getirmişlerdir. Önderlik de
bunların hepsini değerlendirdi. İçerden, dışarıdan
hareketimize karşı eylemsizlik kararı alınması
karşısında biz hayır diyemezdik. Önderlik de bir çağrı
olarak karar alınmasını istedi. Önderlik hükümete bir
şans vermek istedi. Önderliğin çağrısı karşısında biz de
bu kararı yerine getirdik. Buna göre de 13 Ağustos günü
karar alındı ve açıklandı. 20 Eylüle kadar eylemsizlik
süreci başlatıldı.
Fakat
süreç doludur tabi, sıcaktır. Bir taraftan AKP
referandumu var, bu referandumdan sonra Türkiyenin
gündemi değişiyor. Kabul etseler de etmeseler de AKP
tarafından bir şeyler kaybediliyor. Artık yeni bir şey
ortaya çıkıyor. Yine seçimlerin Türkiye gündemine gelme
olasılığı var. Bunların hepsini değerlendirip,
tartışarak kendimizi hazırlamalıyız ve ona göre taktik
belirlemeliyiz. Anayasal olarak 2 şey önemliydi.
Birincisi boykot etmek bizim kararımızdır, sonuna kadar
kararımızı yerine getireceğiz, kararımız nettir
BOYKOT
Evet veya hayır demek onların
politikalarını kabul etmek demektir. Bu anayasada BİZe
ait olan bir şey yok, bir şey söylemeye de gerek yok,
sandığa gitmeye de gerek yok. Bu yüzden de boykot kararı
yerindedir, halk da bu karara bağlıdır. Bu noktada
sonuç alınacağına inanıyorum.
Yukarıda belirttiğimiz
gündemler hareketimiz açısından günü gününe
değerlendiriliyor. Ve önümüzdeki süreç Demokratik
Özerkliğin yoğunca gündemimizde olacağı bir süreçtir. Bu
görevlerin tam olarak yerine getirilmesi açısından gazi
arkadaşların hareketimiz içerisindeki öncü rolün 4.
Döneme göre yaratılması açısından gaziler ara dönem
toplantısı hayati bir önemdedir. Burada tartışılıp karar
altına alınacak her karar Önderliğin Özgürlüğü hamlesine
en temel gücü sağlayacaktır.
Bunun için de Önderliğin
gazi yaşayan şehitlerdir sözü omuzlarımıza tonlarca
yük bindirmesi gibi ağır bir sorumluluktur. Burada bir
onur var, bir şeref var. Tabi bununla birlikte ağır bir
yük de var. Yaşamda, duruşta, çalışmada, yürüyüşte, her
şeyde bir özellik var demektir. Bize göre ya da herkese
göre değil, şehitlere göre
İdeolojik, ahlaki, siyasi ve
partileşme hususlarında temsil edilmeli. Nasıl ki
şehitlerin önünde eğiliyoruz diyoruz, bu yaşayan
şehitler için de geçerlidir. Arkadaşlar o gözle
kendilerine bakmalıdır. Önderlik savunmalarında kendini
bil diyor, yani kendini tanımak
Gazi arkadaşların da
kendilerini tanımaları gerekir. Yani ben kimim
sorusunu kendilerine sormalıdırlar. Hareket hangi gözle
bakıyor, hareketin umutları nelerdir, Önderlik hangi
gözle bize bakıyor? Kendinizi tanıyın
Haki yoldaş şehit
düştüğü zaman Önderlik davamızda kan döküldü, davamızın
bir anlamı var. Kan akıtıldığına göre bizler bir
sorumluluğun altına girdik. Geriye adım atmak mümkün
değildir. Çünkü bir kere kan döküldü ve nasıl ileri adım
atacağız demiştir. Sadece bir şehit arkadaş için
yaklaşım budur yani. Diyebiliriz ki şehitler
hareketiyiz. Şehitler devrimidir. Eğer bir halk
özgürlüğü ve bağımsızlığı için şehadeti ve gaziliği göz
önünde bulundurmasa, eğer bu bilinçte değilse, bu
cesarete sahip değilse, devrimi gerçekleştiremez.
Cesaret, bilinç ve kararlılık önemlidir. Ülke
tarihimizde ilk defa bilinçli, cesaretli ve kararlı
olarak bu kadar şehit verilmiştir ve savaş gazilerimiz
vardır. Bundan hareketin ne kadar büyük olduğu sonucu
çıkartılabilir. Binlerce insan şehit düştü, binlercesi
de gazi oldu. Tüm bunların karşısında hepimiz ve
gazilerimiz büyük bir yükün altındayız. Yani bu yükü
yere atma gibi şansımız yoktur, bu ihanettir. Bu yükün
altında ezilme şansımız yoktur, bu zafiyettir. Ve geriye
adım atma şansımız da yoktur, bu da kabul edilemez.
Sadece bir yol var, sadece bir çare var, tarihin bizlere
verdiği yükü kararlı, bilinçli, cesaretli bir şekilde
yürümektir. Başka şansımız yoktur. Binlerce
yoldaşımızın dökülen kanı karşısında sorumluyuz. Bunun
karşısında 2-3 kat daha fazla çalışarak ve daha güçlü
devrimde rol alarak şehitlere karşı olan borcumuzu
ödeyebiliriz. Eğer böyle olmazsa her zaman borçlu
oluruz. Devrimimiz şehitlerimizle ve gazilerimizle
tanınıyor tabi. Kahramansız, şehitsiz, gazisiz kim,
neden bize inanacaktı ki? Demek ki fedai bir ruh var
burada. Demek ki bazı şeylerden feragat eden bir ruh
var. İnanç da buradan geliyor. Eğer kadro halka cesaret
veriyorsa ona inanç veriyorsa bu gerçekten kaynaklıdır.
Tarihteki devrimlere, inançlara, dinlere bakın bizim
gibi bir örnek yoktur. Neden? Çünkü örgütü her bir kadro
ve yöneticisi fedaidir. Yaşamda bizlere ait hiçbir şey
yoktur. Bize ait olan tek şey üzerimizde olan bu
elbisedir. Bundan başka bir şey yoktur. Bu yüzden de
fedai bir harekettir. Bu gerçekliğimize göre de tarihte
hiçbir hareket yoktur. Onların özel yaşamları vardır.
Hareketimiz bu noktada farklıdır. Bizim hareketimizde
her zaman maneviyat ön plandadır. Önderliğin 40 dönüm
arazisi vardı, Önderlik onu da halka vererek, halk
bahçesi yaptı. Dediğim gibi bu manevi değerlerden başka
hiçbir şeyimiz yoktur. Gelişme de bu şekilde oluyor,
fedakarlık ve fedailik de bu şekilde yaratılıyor. Eğer
böyle olmasaydı birçok kişi bu kadar fedakarlık
yapamazdı. Bu da bizim ideolojimizden, gerçekliğimizden,
ahlakımızdan ve yaşamımızdan temellerini alıyor. Biz bu
gerçekliklerle kazanacağımıza inanıyoruz. Dilgeş
arkadaşı arkadaşlar tanıyor. Sanıyorum ayağı yoktu. O
gazi bir arkadaştı. Arkadaşların dediğine göre çok fazla
ısrar ederek, savaşa gitmek istiyordu. Olması gereken
ruh budur. Bu örnek bir duruştur. Yılmaz arkadaş kanser
hastasıydı. Bunu bilmesine rağmen ve günbegün şehit
düşeceğini bilmesine rağmen gözlerinde yaşam vardı, PKK
ruhu vardı, O PKK için vardı. Bunlar bizim için
örnektir. Bu hareketin değerlerine, ilkelerine, yaşamına
en çok sahip çıkmaları gerekenler bir parçasını
verenlerdir, herkesten önce o demelidir bu benim
hareketimdir, çünkü bedel ödemiş. Şunun iyi bilinmesi
gerekir, gazi olunabilir, fakat zihniyette bir savaş
devam ediyor. Bilimsel bir savaştır yani.
Gerçeklik-yalan, gelişme-gerileme, bilinç-bilgisizlik
savaşımı, çelişkisi insan bedeninde her zaman vardır,
eğer gazi olsa da vardır.
Gazi
arkadaşların Parti ve kadro ilkelerini yükseltmeleri
gerekiyor. Bu başta gazi arkadaşların görevidir. Bu hem
gazi arkadaşlara layıktır, hem de görevleridir. Ve
herkes bu şekilde bilmelidir. Bu tesiri her gazi
arkadaşın yaratması gerekir.
İdeolojik ve
ahlaki olarak da yine kendini yetiştirme ve derinleşme
yaratılmalı. Parti gerçeği, yeni paradigma gerçeği ve
Önderlik gerçeğini anlamak ve kavratmak ve temsil etmesi
gerekenler yine gazi arkadaşlardır. Her arkadaşın bir
eğitim uzmanı olması gerekir ve kendini eğitmelidir.
Önderliğin
de bir ayağınız yoksa iki ayakla çalışın, bir gözünüz
yoksa iki gözünüzle çalışın değerlendirmesine göre
yaklaşılmalı. İnanıyorum ki bu süreçte bu toplantı sonuç
alacak. Belirttiğimiz gibi her yönüyle süreç, devrim
sürecidir. Ve çok da uzak değildir. Önümüzdeki süreçte o
iddia ve kararlılık görülecektir. Tarihi süreç
karşısında tarihi sorumluluklar yerine getirilmeli.
Toplantıdan sonra da her arkadaş bu iddia, öz, bilinç,
kararlılık, coşku ile nereye giderse doğru temsil
edeceklerdir. Toplantınıza ve tek, tek arkadaşlara
başarılar diliyorum.
ALİ ARKADAŞ
|
|