4 NİSAN; YENİDEN DİRİLMENİN GÜNÜ OLUYOR

 
 

.
Eldeki bilimsel verilere göre; İnsanın canlı türü olarak, son buzul çağının (20 bin yıl önce) sona ermesiyle birlikte Afrika’nın Kuzey coğrafyası üzerinden dünyanın dört bir yanına yayıldığını göstermektedir. Cebeli Tarık Boğazı üzerinden Avrupa’ya, Afrika’nın güneyine ve Kuzey Afrika’dan başlayan Rîf Vadisini takip ederek Toros-Zağros eteklerine varabilmiştir. Böylelikle insan türü Orta Doğuda da giderek bir yoğunlaşmayı ve bir gelişmeyi yaşamaktadır. Toplumsallaşmanın, toplumsal yaşama geçmenin en temel taşlarını oluşturan Orta Doğu oluşturmaktadır. Orta Doğu coğrafyası üzerinden de daha fazla Mezopotamya yani bugünkü Kürtlerin üzerinde yaşadığı alanlar önemli olmakta ve insanlığın, toplumsallaşmanın ilk temelini oluşturacak faktörlere sahip oluyor. Neden Mezopotamya? Çünkü Mezopotamya’nın iklimi en müsait alanları oluşturmaktadır. Düzenli olarak dört mevsim iklimine dayanmaktadır. Toros-Zağros eteklerinin her bir vadisinden süzülün akarsulara sahiptir. Düzenli olarak yağmur yağmakta ve doğal bir sulama görevini görmektedir. Ayrıca hem hayvansı besinler ve hem de bitkisel besinler için en elverişli bir alan (topraklar) olmaktadır. İnsan türü Mezopotamya alanına ulaştığında daha Toros-Zağros etekleri buzullarla kaplıydı. İnsanlık binlerce yıldan sonra bu topraklar üzerinde elde ettiği tecrübeyle kendi toplumsallaşmasını tarım ve köy devrimine geçerek, o zamana kadar tarihin en zengin dil kültürünü gerçekleştirerek tarih sahnesine geçmektedir. Adeta bir kültür patlaması yaşanmıştır.

Bu kültür merkezlerin ilklerinden birisini oluşturan Ruha-Haran ovası oluşturmaktadır. Bugün Haran ovasında onlarca höyük bu zengin kültür mirasının kanıtlarını oluşturmaktadır. İlk tarım, ilk evcilleştirme, ilk köy yaşamına geçişi sağlayın, ilk mimari, ilk kutsallaştırma, ilk anlamlandırma vb. bu topraklar üzerinde gerçekleşmiştir. Bu kültürel zenginlik sonucunda ilk peygamberlik kurumuna da sahiplik etmiş bulunmaktadır.

Ayrıca her mevsimin iklimine göre bir özgünlüğe sahiptir. Ama en anlamlı ve tüm mevsimlerin kutsalını kendi bağrında taşıyan Bahar mevsimi oluyor. Baharla birlikte doğa yeniden-yeniden canlanıyor. Bu gerçeklik Mezopotamya toplumu üzerinde o kadar derin ve anlamlı bir etki yaratıyor ki tüm yaratılan şiirlerinde, efsanelerinde, söylencelerinde, kahramanlıklarında yeniden canlanan bahar imgesi olarak derin bir etki ve iz günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Bu gerçeklik hem gömülü höyüklerin altında gizliliğini sürdürüyor hem de günümüzdeki Kürt toplumunun ruhunda, beyninde ve varlığında yaşıyor bu hakikat. Baharla varolur Kürt gerçekliği. Tüm kutsalları sembolize edilir bahar ayları. Kürt toplumunun gerçekliği; tüm bahar aylarının günlerine işlenmiştir. Baharla yekvücut olmuştur Kürt halkı.

Kürt toplumu için böyle anlam bulan bahar aylarının içinde 4 Nisan’da, tüm ilklerin diyarında, tüm kutsallıkların merkezinden, Nisan çiçekleriyle birlikte yeni bir güneş doğuyordu o gün. İşte o gün; baharlarını anlamsızlandırılmış, sihrini yetirmiş, sesini kıstırılmış, kutsallığı lanetlendirilmiş, kendisine yabancılaştırılmış toplumsal gerçekliğinin yeniden özgürlüğüne kavuşmasının günü oluyor o gün. O gün; Kürt toplumu için yeniden dirilmenin günü oluyor. 4 Nisan günü daha doğrusu Nisan ayı tüm baharın güzelliğini, sadeliğini ve özgürlüğünü kendi içinde en görkemli bir şekilde yaşatıyor.

Önder APO böyle bir günde ve böyle bir tarihi kültürel mirasın içinde dünyaya gözlerini açtı. Tüm yaşamı boyunca bu gerçekliğin izlerini hep yaşadı ve yaşattı. Her bir günü bahar gibi geçti. Mücadelesi baharlaştı, baharı özgürlükle buluşturdu, özgürlüğü ise baharla kökleştirdi. Bunu da her şeyden önce Kürt toplumuna ve tüm orta doğu toplumlarına en değerli bir armağanı olarak verebildi. 4 Nîsanla birlikte bir toplum, bir özgürlük mücadelesi, bir zihniyet, bir felsefe, bir insanla bir toplum yaratıldı. O da ÖCALAN…

Dijwar Bota

 

 

 

 


 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com