| |
.
Eldeki bilimsel verilere göre; İnsanın canlı türü
olarak, son buzul çağının (20 bin yıl önce) sona
ermesiyle birlikte Afrikanın Kuzey coğrafyası üzerinden
dünyanın dört bir yanına yayıldığını göstermektedir.
Cebeli Tarık Boğazı üzerinden Avrupaya, Afrikanın
güneyine ve Kuzey Afrikadan başlayan Rîf Vadisini takip
ederek Toros-Zağros eteklerine varabilmiştir. Böylelikle
insan türü Orta Doğuda da giderek bir yoğunlaşmayı ve
bir gelişmeyi yaşamaktadır. Toplumsallaşmanın, toplumsal
yaşama geçmenin en temel taşlarını oluşturan Orta Doğu
oluşturmaktadır. Orta Doğu coğrafyası üzerinden de daha
fazla Mezopotamya yani bugünkü Kürtlerin üzerinde
yaşadığı alanlar önemli olmakta ve insanlığın,
toplumsallaşmanın ilk temelini oluşturacak faktörlere
sahip oluyor. Neden Mezopotamya? Çünkü Mezopotamyanın
iklimi en müsait alanları oluşturmaktadır. Düzenli
olarak dört mevsim iklimine dayanmaktadır. Toros-Zağros
eteklerinin her bir vadisinden süzülün akarsulara
sahiptir. Düzenli olarak yağmur yağmakta ve doğal bir
sulama görevini görmektedir. Ayrıca hem hayvansı
besinler ve hem de bitkisel besinler için en elverişli
bir alan (topraklar) olmaktadır. İnsan türü Mezopotamya
alanına ulaştığında daha Toros-Zağros etekleri
buzullarla kaplıydı. İnsanlık binlerce yıldan sonra bu
topraklar üzerinde elde ettiği tecrübeyle kendi
toplumsallaşmasını tarım ve köy devrimine geçerek, o
zamana kadar tarihin en zengin dil kültürünü
gerçekleştirerek tarih sahnesine geçmektedir. Adeta bir
kültür patlaması yaşanmıştır.
Bu kültür merkezlerin ilklerinden birisini oluşturan
Ruha-Haran ovası oluşturmaktadır. Bugün Haran ovasında
onlarca höyük bu zengin kültür mirasının kanıtlarını
oluşturmaktadır. İlk tarım, ilk evcilleştirme, ilk köy
yaşamına geçişi sağlayın, ilk mimari, ilk
kutsallaştırma, ilk anlamlandırma vb. bu topraklar
üzerinde gerçekleşmiştir. Bu kültürel zenginlik
sonucunda ilk peygamberlik kurumuna da sahiplik etmiş
bulunmaktadır.
Ayrıca her mevsimin iklimine göre bir özgünlüğe
sahiptir. Ama en anlamlı ve tüm mevsimlerin kutsalını
kendi bağrında taşıyan Bahar mevsimi oluyor. Baharla
birlikte doğa yeniden-yeniden canlanıyor. Bu gerçeklik
Mezopotamya toplumu üzerinde o kadar derin ve anlamlı
bir etki yaratıyor ki tüm yaratılan şiirlerinde,
efsanelerinde, söylencelerinde, kahramanlıklarında
yeniden canlanan bahar imgesi olarak derin bir etki ve
iz günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Bu gerçeklik
hem gömülü höyüklerin altında gizliliğini sürdürüyor hem
de günümüzdeki Kürt toplumunun ruhunda, beyninde ve
varlığında yaşıyor bu hakikat. Baharla varolur Kürt
gerçekliği. Tüm kutsalları sembolize edilir bahar
ayları. Kürt toplumunun gerçekliği; tüm bahar aylarının
günlerine işlenmiştir. Baharla yekvücut olmuştur Kürt
halkı.
Kürt toplumu için böyle anlam bulan bahar aylarının
içinde 4 Nisanda, tüm ilklerin diyarında, tüm
kutsallıkların merkezinden, Nisan çiçekleriyle birlikte
yeni bir güneş doğuyordu o gün. İşte o gün; baharlarını
anlamsızlandırılmış, sihrini yetirmiş, sesini
kıstırılmış, kutsallığı lanetlendirilmiş, kendisine
yabancılaştırılmış toplumsal gerçekliğinin yeniden
özgürlüğüne kavuşmasının günü oluyor o gün. O gün; Kürt
toplumu için yeniden dirilmenin günü oluyor. 4 Nisan
günü daha doğrusu Nisan ayı tüm baharın güzelliğini,
sadeliğini ve özgürlüğünü kendi içinde en görkemli bir
şekilde yaşatıyor.
Önder APO böyle bir günde ve böyle bir tarihi kültürel
mirasın içinde dünyaya gözlerini açtı. Tüm yaşamı
boyunca bu gerçekliğin izlerini hep yaşadı ve yaşattı.
Her bir günü bahar gibi geçti. Mücadelesi baharlaştı,
baharı özgürlükle buluşturdu, özgürlüğü ise baharla
kökleştirdi. Bunu da her şeyden önce Kürt toplumuna ve
tüm orta doğu toplumlarına en değerli bir armağanı
olarak verebildi. 4 Nîsanla birlikte bir toplum, bir
özgürlük mücadelesi, bir zihniyet, bir felsefe, bir
insanla bir toplum yaratıldı. O da ÖCALAN
Dijwar Bota
|
|