|
Çöle uyandım bir sabah. Bir
sabah uyandım ve Kürdistanî çiçeklerin açmadığı
bir havayı soludum.
Soldum.
Çölde kuşlar uçmaz sanırdım. Serin bahar
günlerinde, seher vaktinde, henüz doğmamış
güneşi karşılamaya hevesli kuşlar, yüzlercesi
binlercesi bir araya gelip şarkılar söylerler.
Bir dağın tüm kuşları toplanmış sanırsınız. Öyle
çokturlar ve gecenin yerini güne bıraktığı o
zaman aralığında, tan yerinin kızardığı anlarda
öyle bağrışırlar ki, amansız bir kavgada
sanırsınız onları. Bazen bir iki saniye susar,
sonra birdenbire vıcırdaşmaya başlarlar ki ha
derim düştüler üstüne yüreğimin.
Yüreğimin üstüne bir kuş sevinci düşer, sızlar
yüreğim.
Çöldeyim, sarı bir sonsuzluğun kıyısında
Bilmezdim çöllerde vahayı. Tekmil çöl bilirdim
dünyayı. Toprağı doyasıya içine çekmenin
özlemiyle yeşeren yaprakların çöllere düştüğünü
kimi zaman ve çölde bir vaha olduğunu bilmezdim
işte. Bilmezdim ve ummazdım, kuşların bu
yapraklar üzerine konup, kalbimin kafesinden
çıkmak istercesine ses olacağını, çölleri
aşacağını
Yanıldım.
Göğün çöl suskunluğu tuttu nefesimi
ve yıldızsız gecenin zifirisinde kör oldum.
Bir sabah uyandım çölde.
Kuş vıcırtılarıyla.
Rüya sandım. Uyardım kendini çöllere bırakmış
yüreğimi, rüyadan uyandım.
Bildim vahayı, çölü aşmış kuşları. Derler ki her
insan ömründe en az bir defa çölü aşmalıdır.
Sınamalıdır yüreğini çölün sonsuz sarılığında.
İsa ile Musa, bir de Muhammed, bu sınav can
pahasına vermişler de peygamberliğe ermişler,
öyle diyorlar, kim bilir.
Bizlere de yüreğimizdeki çölleri aşmak düşer.
Kimi zaman, kalbimizin kıyısına yerleşen akış
hüznünden kaçıp kurtulmayı, hüznünü çöllerde
arındırmayı ve dağ rüzgârlarına vermeyi yüreği
Çölü aşmalı ve vahanın varlığını hiçbir zaman
unutmadan dağların, yüceliklerin serin
rüzgârlarına vermeli yüreği. Yoksa geçip gider
ömrün izafiliği bir çölün sonsuzluğunda.
Geçip giden ömürlere bakıp zaman acımasız
diyorlar.
Diyorum ki, yaralı yarımlıkların acısıdır kendi
zamanımıza sığmayan. Çölleri aşıp dağlara
ulaşmak bir de
kendime diyorum bu defa
Yüreğim, uçurumlara gerilmiş bir köprü.
Yıllar aktı uçurumların gölgesinden,
kanatlanmayı bekler yüreğim
Bir dağa uyandım bir sabah.
Bir sabah uyandım ve papatyanın nezgizin, gülün
bülbülün rengârenk açtığı bir havayı soludum.
Kalbime batan hüzünlerden çekip çıkardım dağ
soluğunu, uzak bir gurbetliğin duldasına
gizlenen garibliği yendim. Dağ yağmurlarıyla
yıkadığım hayallerimi turnaların kanatlarına
verdim.
Yüreğimin ateşgâhına dağ rüzgârlarını konuk
ettim,
yüreğimi dağbaşlarına verdim, dağlara uyandım.
Dilzar Dîlok
|