ÇÖLÜ GEÇİP DAĞA ULAŞMAK

                                                                                                                

Çöle uyandım bir sabah.HerekolBir sabah uyandım ve Kürdistanî çiçeklerin açmadığı bir havayı soludum.  

Soldum.  

Çölde kuşlar uçmaz sanırdım. Serin bahar günlerinde, seher vaktinde, henüz doğmamış güneşi karşılamaya hevesli kuşlar, yüzlercesi binlercesi bir araya gelip şarkılar söylerler. Bir dağın tüm kuşları toplanmış sanırsınız. Öyle çokturlar ve gecenin yerini güne bıraktığı o zaman aralığında, tan yerinin kızardığı anlarda öyle bağrışırlar ki, amansız bir kavgada sanırsınız onları. Bazen bir iki saniye susar, sonra birdenbire vıcırdaşmaya başlarlar ki ha derim düştüler üstüne yüreğimin.

Yüreğimin üstüne bir kuş sevinci düşer, sızlar yüreğim.

Çöldeyim, sarı bir sonsuzluğun kıyısında…

Bilmezdim çöllerde vahayı. Tekmil çöl bilirdim dünyayı. Toprağı doyasıya içine çekmenin özlemiyle yeşeren yaprakların çöllere düştüğünü kimi zaman ve çölde bir vaha olduğunu bilmezdim işte. Bilmezdim ve ummazdım, kuşların bu yapraklar üzerine konup, kalbimin kafesinden çıkmak istercesine ses olacağını, çölleri aşacağını…

Yanıldım.

Göğün çöl suskunluğu tuttu nefesimi
ve yıldızsız gecenin zifirisinde kör oldum. 

Bir sabah uyandım çölde.

Kuş vıcırtılarıyla.

Rüya sandım. Uyardım kendini çöllere bırakmış yüreğimi, rüyadan uyandım.

Bildim vahayı, çölü aşmış kuşları. Derler ki her insan ömründe en az bir defa çölü aşmalıdır. Sınamalıdır yüreğini çölün sonsuz sarılığında. İsa ile Musa, bir de Muhammed, bu sınav can pahasına vermişler de peygamberliğe ermişler, öyle diyorlar, kim bilir.

Bizlere de yüreğimizdeki çölleri aşmak düşer. Kimi zaman, kalbimizin kıyısına yerleşen akış hüznünden kaçıp kurtulmayı, hüznünü çöllerde arındırmayı ve dağ rüzgârlarına vermeyi yüreği…

Çölü aşmalı ve vahanın varlığını hiçbir zaman unutmadan dağların, yüceliklerin serin rüzgârlarına vermeli yüreği. Yoksa geçip gider ömrün izafiliği bir çölün sonsuzluğunda.

Geçip giden ömürlere bakıp zaman acımasız diyorlar.

Diyorum ki, yaralı yarımlıkların acısıdır kendi zamanımıza sığmayan. Çölleri aşıp dağlara ulaşmak bir de… kendime diyorum bu defa…

Yüreğim, uçurumlara gerilmiş bir köprü. 

Yıllar aktı uçurumların gölgesinden, kanatlanmayı bekler yüreğim…  

Bir dağa uyandım bir sabah.

Bir sabah uyandım ve papatyanın nezgizin, gülün bülbülün rengârenk açtığı bir havayı soludum. Kalbime batan hüzünlerden çekip çıkardım dağ soluğunu, uzak bir gurbetliğin duldasına gizlenen garibliği yendim. Dağ yağmurlarıyla yıkadığım hayallerimi turnaların kanatlarına verdim.

Yüreğimin ateşgâhına dağ rüzgârlarını konuk ettim,

yüreğimi dağbaşlarına verdim, dağlara uyandım.

 

Dilzar Dîlok

 

 

 

 

 

 

 

 
    kurdistan.gaziler@googlemail.com